SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!Hosted by Blogmanya.com Hosted by Blogmanya.com Hosted by Blogmanya.com Ölümü çok hatırlamak lâzımdır - lailaheillallah - Blogcu üç tane nokta koy hayata kaldıgın yerden başlayabilmek için.... - Blogcu



lailaheillallah

SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan! BU FIRSATI KAÇIRMA HEMEN TIKLA VE DENE

26/8/2006 - Ölümü çok hatırlamak lâzımdır

 
Ölümü çok hatırlamak lâzımdır: Kâinatın Efendisi Aleyhissalâtü vesselâmın lâl ü güher beyanları içinde, lezzetleri acılaştıran ölümü çok zikretmek gerekir. Bundan maâda, yine Efendimiz bizzat kabirleri ziyaret etmiş ve ziyaret tavsiyesinde bulunmuşlardır. İnsan, ölümün hakikatına inandığı gibi, onu his, duygu ve aklına nakşederek, hayâl ve düşünce dünyasına da hakim kılar ve kıyamete kadar sürecek olan kabir hayatına da kendini ikna ederse, bu takdirde dünyaya ve ukbaya bakışı ve davranışları farklılaşır ve değişik olur. Onun içindir ki, söz Sultanı, “Benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız” buyurmuşlardır.

Ölüm düşüncesi, insanın mânevî damarlarında meydana gelebilecek ülfet ve vesveseyle birlikte, şeytanın süslü gösterdiği günah virüsünün ve benzeri mikropların en azından tesirlerini ve zararlarını giderecek bir antikor gibidir. “Madem öleceğim ve öldükten sonra da hesaba çekileceğim; öyleyse, şu fani dünyânın elemli lezzetlerine kapılıp, günah işlemenin ne manâsı var!” düşüncesi içinde ölüm, bir yönüyle güçlü bir vazgeçirici, bir yönüyle de coşturucu bir tesire sahiptir. Fakat, eğer mânevî damarlarımız, antikorların hiç fayda temin etmeyeceği ölçüde günahlarla, dünyânın haram lezzetleri olan mikroplarla dolmuş ve artık vücudun her yanında bir hücre anarşisi meydana gelmiş ve ölüm antikorlarının bile tesir edemeyeceği bir duvar teşekkül etmişse, o zaman ne ölüm, ne de ölüp gidenler ruhta hiç bir şey uyandırmayacak ve yakınlarımızın birer birer göçüp gidişi, bizde sadece bir kaç günlük geçici bir elem hasıl edecektir. Sonra da, “Canım, ölenle ölünmez ki! Hepimizin yeri de orası; Allah iman, Kurân nasip etsin!” şeklindeki klişeleşmiş teselli ve temennilerle bütün göz ve gönüller yeniden gaflete gömülüp gidecektir.

Niçin hatırlanmaz ölüm? Nefsin hoşuna giden pek çok haram lezzetleri acılaştırarak ağzın tadını kaçırdığı, keyfi bozduğu, insanı nefsanî isteklerden vazgeçmeye, bir kısım bedenî haz ve alışkanlıklardan kopmaya zorladığı, peşin lezzetlere rağmen ruha öteler hesabına zâhidlik aşıladığı, dünyaya bakan yönüyle kalbi daralttığı ve düşünceyi buğulandırarak süslü, toz-pembe dünyâları kararttığı içindir ki, ölüm hatırlanmak istenmez.

_________________
ALLAH BÜYÜKTÜR

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2007-09-27 19:29:01 - s.a

Yazan: metekan
siteniz çok güzel olmuş tebrik ederim.www.blogcu.com/metekan
Bağlantı

2007-03-23 16:48:49 - Allah (c.c) Arşa istiva etmiştir (keyfiyeti bizce bilinmezcesine)

Yazan: isimsiz
Hamd, ancak Allah'a mahsustur. Salat ve selam Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in, Onun ehli ve Ashabının ve Kıyamet'e kadar onların yoluna uyanlara olsun.

'Allah nerede?' Bu soru karşısında bakın ne tür cevaplarla karşılaşacağız;

Birçokları "Tövbe estağfirullah, bu ne biçim soru! Allah'a haşa, sümme haşa mekan mı tayin ediyorsun? Allah mekandan münezzehdir!" diyecekler. Bazıları da tam aksine "Allah her yerde", "Allah müminin kalbinde", "Allah nerede anarsan orada", "Allah arşda, ama arşın yeri belli değil", "Allah gökte ama bizim bildiğimiz gökte değil"vs... gibi yanıtlar verecekler. Hakikat, bu çeşitli görüşlerin arasında mı gizli veya gerçekten bu soruyu sormak hatamı?

Yaratılmışların en mükemmeli Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Allah hakkında "nerede?" diye sorduğu sahih kaynaklarca sabittir. Müslimde geçen hadiste O, sallallahu aleyhi ve sellem cariyeye: "Allah nerededir?" diye sormuştur. Bu hadisin tamamını birazdan zikredeceğim.

Aynı şekilde: "Rabbimiz semavatı ve arzı yaratmadan önce nerede idi?" diye soran kimseye de O, sallallahu aleyhi ve sellem: "Tek başına vardı, Ondan başka bir varlık yoktu...", diye cevap vermiştir. (Bu hadisi şeyhu'l İslam İbn Teymiyye'nin el-Akidetü'l-Vasıtıyye ve Şehrinde zikredilmiştir.)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den böyle soru soranı azarladığı yahut ta ona: "Sen yanlış bir şekilde soru sordun", dediğine dair bir rivayet gelmemiştir. Anlaşılacağı gibi bu soruyu sormanın hata olduğunu söylemek asıl hatanın ta kendisidir.



Allah Nerede?

"Allah gökleri ve onların aralarında olanı altı günde yaratan, sonra arşa istiva edendir." Secde, 4

"O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da arşa istiva edendir." Hadid, 4

Rahman arş üzerine istiva etmiştir... buyruğu şanı yüce Allah'ın arşın üzerine istiva ettiğini haber verdiği, Kur'anın yedi yerinde geçmektedir. Bu buyruklar açıktır ve herhangi bir te'vil ihtimali yoktur.

İstiva Arab dilinde 'yüksek oluş' ve 'yükseğe çıkmak' demektir. Burada ise istiva lafzından ancak istikrar etti (yerleşti), üstüne çıktı, üzerine yükseldi ve üzerine çıktı anlaşılır. (Bu açıklamayı İbnu'l Kayyım en-Nuniyye diye bilinen şiirinde dile getirmektedir.)


Arş ve Kürsi

Ehl-i sünnet ve'l cemaat kürsi ile arşın hak olduğuna inanırlar. Arşın büyüklüğünü Yüce Allah'tan başka kimse bilemez. Kürsi'nin arş'a nisbeti ise büyük bir düzlükte bırakılmış bir halka gibidir. Gökleri ve yeri kuşatmıştır. Allah'ın arş'a da, kürsi'ye de ihtiyacı yoktur. Ona ihtiyacı olduğundan dolayı arşa istiva etmiş değildir. Aksine bu kendisinin tesbit ettiği sonsuz bir hikmetin gereğidir. O arşa'da, arşın dışındaki diğer varlıklara da muhtaç olmaktan münezzehtir. Şanı yüce Allah bundan çok daha büyüktür. Aksine arş da, kürsi de, O'nun kudret ve eğemenliği ile taşınan iki varlıktır.

Ehl-i sünnet ve'l cemaate göre yüce Allah'ın kendi zatı hakkında haber verdiği şekilde arşı üzerinde yüce zatının bildiği bir keyfiyet ile yarattıklarından ayrı olmak üzere istiva etmiştir. Nitekim İmam Malik ve başkaları da: İstiva'nın ne demek olduğu bilinmektedir, ancak keyfiyeti meçhuldur (nasıllığı bilinemez).

Bazılarının (ta'tilcilerin) körükledikleri, istivanın kabul edilmesi halinde doğru olmayan birtakım şeylerin de kabul edilmesi gerekir, şeklinde ifadeler bağlayıcı değildir. Çünkü ehl-i sünnet ve'l cemaat, O'nun arşın üzerinde oluşu herhangi bir mahlukun, bir başka mahlukun üzerinde oluşu gibidir, demiyor. Burada ve Allah'ın diğer sıfatlarında da uydukları kaide de yüce Allah'ın: "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur ve o herşeyi işitendir, görendir buyruğudur." Şura, 11

Acaba bu bazıları: Semada kendisine yönelinecek bir Rab, arşın üzerinde kendisine ibadet olunan bir İlah yoktur mu demek istiyorlar? Acaba bu bazıları bu inaçlarıyla Allah'ın ve Rasulünün getirdiklerine karşı geldiklerinin ve böylece de delalete düştüklerinin farkındamıdırlar?

Ehl-i sünnet ve'l cemaat Allah Azze ve Celle'nin arşın üzerinde olduğuna ve arşın da gökte olduğuna iman ederler. Allah'ın, gökte ki arşın üzerine istiva ettiğini belirten birçok ayetler ve sahih hadisler vardır:

Allah Azze ve Celle'nin gökte olduğuna delalet eden 'Kur'an Ayetleri'

"Allah semadan bütün dünya işlerini idare eder. Sonra ameller bir günde O'na yükselir..." Secde, 5

"Göktekinin sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz?" Mülk, 16

"Yoksa semada olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz?..." Mülk, 17

"Üstlerindeki Rablerinden korkarlar" Nahl, 50

"Firavun, veziri olan Haman'a şöyle dedi: Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki bazı yollara muttali olurum. Göklerin yoluna muttali olurum da, Musa'nın İlahını görürüm. Çünkü ben Musa'nın söylediğinin, yani davet ettiği semada ki İlah iddiasının yalan olduğunu zannediyorum." Mumin, 36/37


Allah Azze ve Celle'nin gökte olduğuna delalet eden 'Hadisler'

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem cariye'ye: "Allah nerede?" diye sormuş, o: "Semadadır", diye cevap vermiş. Bu sefer: "Ben kimim?" diye sormuş, yine cariye: "Sen Allah'ın Rasulüsün", deyince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: "Sen bunu azad et, çünkü o mü'min birisidir", demiştir. ( Müslim, Ebu Davud, Nesai, Malik, Ebu Hanife ve başkaları rivayet etmişlerdir.) Allah'ın semada olduğunu söyleyen cariyenin Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem tarafından mü'min ilan edilmesi, kişinin mü'min olabilmesi için Allah'ın semada olduğunu bilmesinin gerektiğini teşkil eder.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Merhametli olanlara, Rahman olan Allah'u Azze ve Celle'de merhamet eder. Dünya ehline merhamet edin ki: semada ki Rahman olan Allah da size merhamet etsin." (Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed, Humeyd Hakim ve Hatib sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.)

Yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: "Semada bulunan Allah'ın emini olduğum halde bana güvenmez misiniz?" (Buhari ve Müslim)

Bundan sonra ki yazılanlar yorumsuz ve eklemeler yapılmadan Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem'in faziletlerinden bahsettiği ve şüphesiz İslam dinini herkesten daha iyi bilen ilk üç neslin akideleridir (inançlarıdır). Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyorlar: "İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır. Sonra onlardan sonra gelenler, sonra onlardan sonra gelenler." (Buhari ve Müslim). Bu nesiller Allah'ı Kur'an ve sünnette gelmiş sıfatlarla bilip, tanıdılar. Allah'ı, Allah'ın kendi zatını ve Rasulünün O'nu nitelendirdiği sıfatlarla nitelendirdiler. Lafızları kullandıkları gerçek anlamlarından saptırma yoluna gitmediler. O'nu isim ve ayetlerinde ilhada (İlhad: Haktan meyletmek ve sapmak demektir. Ta'til, tahrif, tekyif (keyfiyetlendirme), temsil (örneklendirme), ve teşbih (benzetme) de bunun kapsamına girer.) sapmadılar. Yüce Allah'ın yedi semavat'ın üstünde ve yarattıklarından ayrı olarak Arşın üzerinde istiva ettiğine, ilmiyle herşeyi kuşattığına ve keyfiyet nisbeti olmaksızın inandılar. Kur'an'da geçen istiva'ya istila etti yahut malik oldu yahut galib geldi ve kahretti anlamları kesinlikle vermediler.


Allah Azze ve Celle'nin gökte olduğuna delalet eden 'Sahabe' kavilleri
Abdullah ibni Mes'ud radiyallahu anh'dan, şöyle dedi:

"Dünya seması ile ondan sonra ki gelen semanın arası beşyüz senedir.Her iki semanın arası böylece beşyüz senedir. Yedinci sema ile Kürsinin arası da beşyüz senedir. Kürsi ile suyun arası da beşyüz senedir. Arş ise suyun üstündedir. Arşın üstünde de Allah'u Tebareke ve Teala vardır. Sizin meşgul olduğunuz amelleri oradan bilir." (Bu eseri Ebu Said ed-Darimi er Reddu alel Cehmiyye nam kitabında İbni Huzeyme Tevhid'de ve beyhaki Esma'da sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.)


Abdullah ibni Ömer radiyallahu anh'den, şöyle dedi:

"...Ebu Bekir radiyallahu anh Müslümanlara hitaben bir hutbe irad ederek şöyle dedi: "Ey insanlar! Eğer ibadet ettiğiniz ilah Muhammed idiyse, o öldü. Eğer ibadet ettiğiniz ilah semada ki Allah idiyse, O ölmemiştir..." (Bu eseri Ebu Said ed-Darimi er-Reddu ale'l Cehmiye nam kitabında hasen bir senedle rivayet etmiştir.)

Abdullah ibnu Selam radiyallahu anh'dan, şöyle dedi:

"Allah Azze ve Celle yer yüzünü yaratmaya başlayıp, pazar ve pazartesi günü yedi kat yeri yarattı. Salı ve çarşamba günüde onun maişetini takdir etti. Sonra da semaya istiva etti ve iki günde de semaları yarattı." (Bu eseri İbnu Mendeh Tevhid'de sahih bir senedle rivayet etmiştir. Zehebi de Uluv'da zikretmiştir.)


Allah Azze ve Celle'nin gökte olduğuna delalet eden 'Dört Mezheb İmamlarının' kavilleri

İmam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

"Her kim: Rabbim gökte mi yoksa yerde midir? bilmiyorum derse kafir olmuştur. Aynı şekilde: O, arşının üzerindedir. Fakat arş gökte midir, yerde midir bilmiyorum diyen kimse de kafir olmuştur. (El-Fıkhu'l Ebsat)

"Arşın semada olduğunu inkar ettimi şübhesiz ki o kafir olur." (Bu eseri Zehebi Uluv'da zikretmiştir.)

"Allahu Teala göktedir, yerde değil" (el-Esma ve's-Sıfat)

"Kendisi "kulluk ettiğin ilah'ın nerededir?" diye soran kadına: "Allahu Subhanehu ve Teala semada'dır, yerde değildir", cevabını verdi. (el-Esma ve's-Sıfat)


İmam Şafii Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

"İmam Malik, Süfyan ve daha onlardan başka Ehli Sünnet önderlerinden gördüğüm ve benim de üzerinde olduğum hak olan kavil şudur; Allah'dan başka ilah olmadığına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet edip, ve Allah'u Azze ve Celle'nin de semasında arşının üzerinde olduğunu, istediği gibi kullarına yaklaşıp ve istediği gibi de dünya semasına indiğini ikrar etmektir. (Bu eseri Zehebi Uluv'da tahric etmiştir.)


İmam Malik Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

"Allah semadadır. İlmi ise her yerde, derdi." (Ebu Davud, Mesaili'l İmam Ahmed, Sünne, İbn-i Abdilber Temhid)


İmam Ahmed ibnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

"Ebu Abdullah'a (yani Ahmed ibnu Hanbel'e) denildi ki: "Allah'u Azze ve Celle, yarattıklarından ayrı olarak kudreti ve ilmi ile her yerde olduğu halde yedi kat semanın üzerindemidir?" Ahmed ibnu Hanbel'de cevaben şöyle dedi: "Evet, Allah'u Azze ve Celle arşının üzerindedir, hiç bir şeyde ilminden gizli değildir." (Bu eseri Hallal es-Sünen'de rivayet etmiştir.)



Şüpheciye cevap

Ehl-i sünnet ve'l cemaat'ın Allah'ın gökte ki arşının üzerine istiva ettiğine iman ettiklerini delilleriyle ispatladık.

Fakat bazıları bunca delillere rağmen şüphelerini bizlere şu ayetlerle sunabilirler:

"Nerede olursanız, O [u]sizinle beraberdir[/u]." Hadid, 4

"Tasalanma, şüphe yok ki O bizimle beraberdir." Tevbe, 40

"Bir de sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir." Enfal, 46

Bu ayetleri onlar, Allah'ın heryerde olduğunu ispatlamak için delil olarak getirirler. Bu ayetlerde asıl kastedilen beraberlik ve yakınlık, Allah'ın ilmi ve kuşatıcılığı ile yakınlığıdır. Nitekim Allah'u Teala şöyle buyurmaktadır: "Andolsun ki Biz insanı yarattık. Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Zaten Biz ona şahdamarından aha yakınız." Kaf, 16
Böylelikle Kur'an ve hadislerde sözkonusu edilmiş yüce Allah'ın yakınlığı, beraberliği ile yine bunlarda sözkonusu edilen Allah'ın yukarıda yani gökte oluşunu belirten buyruklar arasında herhangi bir aykırılığın bulunmadığı açıkça ortaya çıkmış olmaktadır.

Bütün bunlar şanı yüce Allah'a yakışan şekilde Allah'ın sıfatlarıdır. Hiç birisinde O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. Allah'u Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: : "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur ve o herşeyi işitendir, görendir" Şura, 11


Ehl-i sünnet ve'l cemaat büyüklerinin Allah'ın beraberliği hakkında ki inançları:

İmam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

"Allah Teala göktedir, yerde değil". "Ona O bizimle beraberdir." (Hadid, 4) ayetini hatırlatan adama; "Bu, senin bir adama mektup yazıp onunla beraber olduğunu söylemen gibidir. Halbuki sen onun yanında değilsin. dedi." (el-Esma ve's-Sıfat)


İmam Malik Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

"Allah semadadır. İlmi ise her yerdedir, ilminden de hiç bir şey gizli kalamaz. (Bu eseri Ebu Davud Mesaili'l'de, Abdullah er-Reddu Ale'l Cehmiyye'de ve Aciri Şeria da rivayet etmişlerdir.)


İmam Ahmed ibnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur:

"Ebu Abdullah'a (yani Ahmed ibnu Hanbel'e) denildi ki: 'Allah'u Azze ve Celle, yarattıklarından ayrı olarak kudreti ve ilmi ile her yerde olduğu halde yedi kat semanın üzerindemidir?'

Ahmed ibnu Hanbel'de cevaben şöyle dedi:"Evet, Allah'u Azze ve Celle arşının üzerindedir, hiç bir şeyde ilminden gizli değildir." (Bu eseri Hallal es-Sünen'de rivayet etmiştir.)

Yine İmam Ahmed ibnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh'den:

...Ve sonra (Kaf) suresinden okudu; "Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Zaten Biz ona şahdamarından daha yakınız." (Kaf, 16). Ve sonra şöyle dedi: "İlmi onlarla beraberdir". (Bu eseri Hallal es- Sünnen'de rivayet etmiştir.)

Mukatil ibnu Hayyan'dan, şu ayeti kerime hakkında soruldu: "Herhangi bir üç sırdaşın, bir fısıltısı olmuyormu, mutlak Allah dördüncüleridir". Cevaben de: "O, arşının üzerindedir. İlmiyle de onlarla beraberdir, dedi. (Bu eseri Ebu Davud Mesailin'de, Ahmed Sünne'de ve Beyhaki Esma'da rivayet etmişlerdir.)


Yüce Rabbimizden bu yazının Müslümanlara yararlı olmasını temenni ediyoruz. Mevzumuza da Allah Azze ve Celle'nin şu kavli ile son veriyoruz;

"Her kim ki, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, Peygambere aykırı harakette bulunur ve mü'minlerin yolundan başkasına uyar giderse, onu döndüğü sapıklıkta bırakırız. Ahirette de kendisini Cehenneme koyarız ki, o, ne kötü bir dönüş yeridir." Nisa, 15

Sallahu alâ Muhammedin ve alâ Ehli beytihi ve Ashabihi Ecmain. ve'l- hamdulillahi Rabbi'l- alemin.


--------------------------------------------------------------------------------

Ta'til; Allah'ın sıfatlarını kabul etmemek, yahut bazılarını kabul edip geri kalanını kabul etmemek demektir.

Tahrif; nassı lafzen ya da mana itibariyle değişikliğe uğratıp onu zahir (kuvvetli) anlamından uzaklaştırıp, ancak zayıf bir ihtimal ile lafzın delalet ettiği bir manaya göre açıklamaktır. Buna göre her tahrif bir ta'til, fakat her ta'til bir tahrif değildir.

Tekyif; Allah'ın sıfatlarının, yaratılmışlar tarafından bilinmeyen nasıllığı hakkında yorum yürütmektir.

Temsil; Birşeyin diğeri ile her yönden benzer oluşunu söz konusu ederek aynılığını ortaya koymak demektir.

Teşbih; Bir şeye bazı yönleriyle benzeyen başka şeyin varlığını kabul etmek demektir.



Ve Selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh
Bağlantı

2007-02-13 16:36:48 - yazıların çok güzel

Yazan: kadinlarinblogu
yazın çok hoşuma gitti. seni arkadasım kısmına kaydettim. kolay gelsin. bloguma da beklerim
Bağlantı

2007-01-18 11:48:29 - merhaba

Yazan: ayhan
sayfanızı ziyaret ettim çok güzel
ayhanhasan.blogcu.com
ayhanhasan@hotmail.com
Bağlantı

2007-01-13 12:06:18 - :)

Yazan: gursunet
böyle sade reklamsız popüpsüz daha iyiyiz:)
Bağlantı

2006-12-30 18:41:29 - bayram tebriği

Yazan: gencbestekar
Dostluğu, sevgiyi ve geleceği... Aşımızı, ekmeğimizi, soframızı... Hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız; birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz mübarek Kurban Bayramınızı tebrik eder, mutluluklar dilerim
Bağlantı

2006-12-23 19:26:39 - selamün aleyküm...

Yazan: gencbestekar
bismillahirrahmanirrahim...
yeni kurduğum blog um için neler yapabilirim kim nasıl bir yol izlemiş diye bolg lar arsında gezinirken tesadüfende olsa sitenize bakındım.gerçekten sitenizi çok güzel içeriklerle doldurmuşsunuz ve konularada hakimsiniz.dilerim karşılıklı birbirimizden yararlanabileçeğimiz paylaşabileçeğimiz ortak fikir çalışmaları içersinde bulunabiliriz.SELAM VE DUA İLE...
Bağlantı

2006-12-15 17:01:25 - pardon...

Yazan: gursunet
yorumlar galiba onaylanmadan yayınlanıyo bu durum hoş değil bunu dikkate almalı yorumları okuduktan sonra yayınlamalısın.birileriyle düşman olmana gerek yok içeriğinden hoşlanmayan sitende ağzını bozabilir bilgilerinize..
Bağlantı

2006-12-15 16:59:35 - bir yorumda benden...

Yazan: gursunet
blogun güzel ama ana sayfaya çok yüklenmişsin ve can sıkıcı reklam pencerelerin var ilgilen lütfen. bir sayfada bir konu olursa daha güzel olur sanıyorum kolay gelsin
esselam..
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
altkaynarca ssk karşısı kiralık daire
3+1 çifttuvalet,duşakabin,kartonpiyer,asma tavan...

Hakkımda

aradıklarınız

Arkadaşlarım

SİTEMİ NASIL BULDUNUZ?
İYİ
GÜZEL
ÇOK GÜZEL
KÖTÜ
DAHA FARKLI ŞEYLERDE OLABİLİR
KLASİK
HERKESİN HOŞUNA GİDECEK BİR SİTE
BENCE OLMAMIŞ
DAHA GÜZEL OLMASINI İSTİYORUM
KUSURSUZ


Sonuçlar



Siteni Ekle Hitini Artır 1. Yedi yaşına giren çocuklara namaz kılmayı öğretmeli ve namaza başlatmalıdır. 2. On yaşına bastığı halde namaz kılmayanları ise anladıkları dille tehdit ederek namaza alıştırmalıdır. 3. On yaşından itibaren cinsiyetlerine bakmadan bütün çocukların yataklarını ayırmalıdır.